Travma Sonrası Stres Bozukluğu

pexels-photo-568021

            Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), DSM-V’de bireyin gerçek bir ölüm tehdidi veya ölüm, ağır yaralanmalar, bireyin fiziksel bütünlüğünü tehdit eden durumlar ile karşılaşması veya bunlara tanık olması ile ortaya çıkabilen, belirli semptomlar ile kendini gösteren klinik bir tablodur. Travma ile karşılaşınca veya sonraki birkaç yıl içerisinde başlamakta ve devam eden yıllarda ise semptomları artarak sürmektedir. Belirtilerde dalgalanmalar gözlemlenmektedir. Travma sonrası stres bozukluğu II. Dünya Savaşı’ndan sonra literatürde yer almaya başlamış ve o dönemde Travma sonrası stres bozukluğu muzdaribi bireyler “savaş nevrozu” olarak nitelendirilmişlerdir. Bu semptomlar üç aydan kısa süreli ise “akut”, daha uzun süreli seyreder ise “kronik” olarak adlandırılır.

Fiziksel, biyolojik, psikolojik geçmişi, stresörler ile baş etme biçimi gibi nedenlerin bireylerde farklılık göstermesi ile birlikte Travma sonrası stres bozukluğunun oluşma riski de bireylerde farklılaşır. Bu nedenle patolojinin yaygınlık düzeyi de farklılık göstermektedir. Buna rağmen risk altındaki kişilerin (savaş, doğal afetler ile yaşama gibi) normal bir bireye göre TSSB yaşama riski yüksektir. Bunun yanında travmanın bireye göre şiddeti ve niteliği, bireyin ailesinde veya kendisinde patolojik geçmişinin olup olmaması, travma sonrasındaki yaşam koşulları da belirleyici faktörler arasında yer alır. TSSB’nin artmış uyarılmışlık, travmatik olayın birçok kez yaşanması, hastaların kendilerini geri çekmesi (kaçınma) gibi fiziksel semptomları bulunmaktadır. OKB ile ilerleyebilmekte ve bazı semptomları birbirine benzemektedir. Tedaviden sonra etkili bir stresör ile karşılaşınca belirtilerin tekrar ortaya çıkma durumu yüksektir. Duygulanımda sınırlılık ve sosyal geri çekilme, alkol ve diğer madde kötüye kullanma gibi davranışları ortaya çıkarabilmektedir.

Etiyolojisine baktığımızda ise stresörlerin TSSB’nin ortaya çıkışında temel rol oynadığı bilinmektedir. Bireyin küçük yaşlarda travmatik olaya maruz kalması, sosyal destek yetersizliği, patolojik hastalık geçmişi olma gibi durumların da TSSB’nin ortaya çıkışında etkili birer faktör olduğu söylenebilir. Travmatik olayın insan yapımı olması travmanın şiddetini, niteliğini ve süresini arttırmaktadır. Stresör ile karşı karşıya kalma süresinin fazla olması, ani (beklenmedik) karşılaşama yaşanması, suçluluk duygusu uyarımı, ölüm tehdidi içermesi gibi durumlar da etki şiddetini arttırmaktadır. Travma sonrası stres bozukluğunun bireysel, organik ve psikolojik faktörleri bulunmaktadır.

Bireysel Faktörler:

Bireyin yaşı, kişiliği, sosyal çevresi geçirdiği psikiyatrik durumlar bireysel faktörlerden bazılarıdır. Bu faktörler bireyin travma karşısında nasıl bir tepki oluşturacağını, strese karşı vereceği tepkiyi belirleyen ve travma sonrası stres bozukluğu riskini oluşturan faktörlerdir. Genç ve yaşlı bireyler travmatik olayla başa çıkmada orta yaştaki bireylere göre daha fazla zorlanmaktadır. Kişinin geçmiş öyküsü veya psikiyatrik bir hastalık geçmişi stresörlerin etkisini arttırabilmektedir. Bunların yanında travmaya yönelik verilen tepki kültürel olarak da farklılık göstermektedir. Bu durum da stresörü algılayış biçimi, TSSB oluşma riski ve tedavi yöntemlerinde farklılık oluşturur. Örneğin Vietnam savaşında savaşan askerler arasında yapılan çalışmada savaşın azınlıkları daha fazla etkilediği bulunmuştur.

Organik Faktörler:

TSSB yaşayan bireylerde CRF hormonu yüksek düzeyde salgılanmaktadır. CRF hormonu stres altında salgılanan, stresin etkilerini azaltan veya ortadan kaldıran bir hormondur. Aynı hormon depresyona sahip bireylerde de aynı şekilde salgılanır. Bunun yanında TSSB’de depresyonun tersine düşük kortizol seviyesi ve güçlü negatif geribildirim inhibisyonu görülür.

Psikolojik Faktörler:

Psikodinamik yaklaşıma baktığımızda travmatik yaşantıyı çözülmemiş iç çatışmaların ortaya çıkardığını varsaymaktadır. Freud travmanın savunma mekanizmalarını etkisiz kıldığını, egonun ise bununla baş edemediğini söylemektedir. Bilişsel ve bilgi işleme modelinde travma oluşturan olay bastırılamamaktadır ve bellek bozuklukları ortaya çıkmaktadır. Davranışçı kurama baktığımızda ise travmanın algılanışı ve karşı verilen tepkinin düzensiz olduğunu görürüz. Birey travmatik olayı sanki daha önceden yaşamış gibi algılar ve önceki tepkilerinin aynısını verir. Fakat bu cevap duruma uygun olmaz ve karmaşıklık yaşanır. Karmaşıklık içerisinde olan bireyin anksiyetesi artar ve bu bir döngü halini alır.

Psikoloji ile ilgili diğer yazılarımıza bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

Mobil sürümden çık