Minimalizm: Önemli Şeylere Dair Bir Belgesel

minimalizm

Minimalizm size tam olarak neyi çağrıştırıyor? Basitlik, sadelik, düzen, olabildiğince az şey…
Bu belgeselde “minimalistler” olarak adlandırılan Ryan ve Joshua’nın hayatlarını nasıl minimize ettiklerini, tüketim hastalığıyla nasıl başa çıktıklarını görecek; yazar, nöropsikolog, nörobilimci, girişimci, sosyolog ve bunlar gibi farklı alanlarda uzman kişilerden gereksiz tüketim hakkında gerçekleri dinleyeceksiniz.

Her gün alışveriş sitelerinde ne kadar vakit geçiriyoruz? Sepetimizdeki ürünlerin kaçına ihtiyacımız var? Sosyal medya, internet ve reklamlar bize aslında hiç de ihtiyacımız olmayan bir ürünü neden almamız gerektiğini söylüyor?

Cevabı çok basit; içimizdeki boşluğu doldurma hissi. Aslında yüzlerce metrekare büyüklükte bir evde yaşamak, onlarca ayakkabımızın/giysimizin olması, çok fazla para kazanmamız bize mutluluk sağlamıyor. Bunları gerçekleştirince imrendiğimiz ünlü ve fenomen kişi de olmuyoruz. En önemlisi de hayattaki gayemiz bu değil. Bu dünyaya tüketmeye ve başkası olmaya gelmedik. “Keşke herkes zengin ve ünlü olabilseydi. İşte o zaman cevabın bu olmadığını anlarlardı.” diyor Jim Carrey. İstediği her şeye sahip olabildiği için onu bu sözünden dolayı eleştirenler de olmuş. Evet, belki herkes istediği her şeye sahip olamıyor ancak olması gerekenin bu olmadığını görebilmek için de örnekler fazlasıyla mevcut.

Her gün saatlerimizi harcadığımız telefon, bilgisayar, televizyon hayatımızın nasıl görünmesini söylüyor bizlere. İnsan zihnine hayatın kusursuz olması gerektiğini işleyen birer illüzyon gibiler. İnternette, moda dergilerinde, film izlerken ikide bir ortaya çıkan ve 3-5 saniye sonra atlayabildiğimiz o sinir bozucu reklamlarda sürekli ünlülere ulaşmaya çalışmamız, aklımızda olmadığı hâlde bir şeyler almamız gerektiği düşüncesi yatıyor. Elbette hepimizin temel ihtiyaçları karşılanmalı. Sağlıklı ve güvende olmak, soframızda yemeğimizin olması gibi. Bunların farkında olmak önemli çünkü herkesin sahip olamadığı şeyler bunlar.

Ryan ve Joshua henüz çocukken ciddi aile sorunları yaşamış ve belgeselde biraz buna değiniliyor. Ben, onların minimalist olmadan önce eşyalarla mutlu olmaya çalışmalarını bundan kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Belki öyle olmayabilir ama ıvır zıvırlarla ya da çok parayla mutlu olunmadığı gerçeğini bilen ve minimaliste dönüştükleri son beş yılı anlattıkları kitaplarla (Minimalizm Anlamlı Bir Yaşam/Minimalizm Geriye Kalan Her Şey) onların, binlerce insanın hayatına da dokunmuş olduğunu görüyorum.

Anlamsız bir biçimde tükettiğimiz onca zaman ve para, üstelik insana hayatın amacı buymuş gibi öne sürülen “Amerikan rüyası” bizleri mutlu etmiyor.

Birçoğumuz farkında değiliz yarış hâlinde olduğumuzdan ve bu yarışı kazananların biz olmayacağımızdan. İçimizdeki boşluk da doyumsuzluğumuz da bilmem kaçıncı çift ayakkabıyı elde edince geçmeyecek. Birçok insan hayatında uygun alanlar yaratmak yerine o alanlara göre yaşıyor. Daha fazla eşya, daha büyük bir ev, son model bir araba istemiyoruz aslında. Bunların bize getirecekleri şeyi, bütün olduğumuzu hissetmeyi, tatmin olmayı istiyoruz. Bu duygulara göre hareket ettiğimizde doğanın da bozulmasına sebep oluyoruz. Tüm bunlar, tüketici ekonomimize güç vermek, ihtiyacımız olmayan onca saçmalığın üretimi güçlendirmek için kullandığımız yakıtların, kömürün, doğalgazın yanmasıyla oluşuyor.

Ryan, minimalizmin tüm amacının insanları, daha fazlasına duydukları açlığı frenlemelerine yardımcı olmak olduğunu söylüyor. Çünkü bu yol, insanları aşağı çekecek yıkıcı bir yol. İnsanları sevin ve eşyaları kullanın, çünkü tam tersi asla işe yaramaz.

Exit mobile version